Şub 26

Ben ağlamıyorum Sen ağlattın

 

Her günüm son günümdür

Beni terk eden gençliğim, sen bile arkanı döndün

seninle olan günlerimi hatırladıkça , hatıralarımı Zindana gömdüm

Benden ne zarar gördünüz geçmişim, Neden yoksunuz?

Beni ihtiyarlık İlletine terkeden Gençliğim

Hak etmemiştim

Hak Nasib etmişti, Eyvallah

 

Şimdi her günüm Son günümdür

titreyen bedenim değilki, Yüreğimdir

Salınan , sallanan, yalpa yapan ayaklarım

Geçmişin hesabını sormak için adeta bedenimle Cenk halinde

bu savaşın sonu belli!

Mağlup Ben

mağrur ben

kaybeden ben

Yok olan Sen!

Hak etmişmiydim ?

Şimdi her günüm, son günümdür

Acizim,

Halsizim

takatsizim

Çaresizim

Hak etmişmiydim?

 

Şimdi her günüm son günümdür!

Ahh etsem biliyorum ardımda kalan gençliğim gülecek bana

Ağlasam yine gülecek

ben ağlamayı seçeyim geçmişime, Gençliğime

biliyorum yine bana güleceksin Gençliğim

olsun Sen Gül

Son defada olsa Gül

Beni Sen ağlattın

Ben ağlamıyorumki!

 

 

Ara 5

 

Mahlası yÂR/ım

 

Koşmakdan yorulan ömrümün dizleri kan revan
susuyor evimde karanlıklar ,gözlerim feveran

ebed düşümden kalkıyorum, düşüyorum uykumdan
savunmamı okudular, giyindim hükmümü zindan

isimsiz! koca kitaplardan, çizilmiş kara yasalardan
yarasalardan , kaç uzun masalardan, hakim! uyanmadan

sanığım sarığıma, örtüyorum örtümü , kıyameti görmesin
diliyorum sancılarımdan nur doğsun gayretim, üzülmesin

kimsesizlik güçlüdür, içi boş tenekelerin sesinden
pek bir yumruğu hakkın , zulmu düşürür ensesinden

taş vardır Habil’den, taş vardır Davut a.s’dan bu yana
taş vardır cennetten, Ebu Kubeyse, Mina da, Ebabil dudağında

taş atın Filistin de.. taş olun bağrın da, taş yağsın cehenneme
elin neden var ?Düşündüm de, taş toplasın Müzdelife

yorgunluğumdan sonradır hayat, yaşamak ölümden sonra
nefeslerim 99 luk tesbih, çekiyorum baştan sona

resimlerimi saklamışım, çocukluğumun ardına…
güneş, deniz ve yeşil de bir beyaz sayfa da…

sen varsın, ölüm yarın, bugün sevda eksik dünümden
bir asil, asıl şiir kalır yarım , mahlası yâr/im,gönlümden

/bekke

H/Ş.

 

 

Saygıdeğer Kardeşimin yüreğine sağlık olsun.

Eki 30

Selam sana Tebliğ bilincindeki İnsan

Selam Sana tüm imkanlar ve imkansızlıklar içindeki Tebliğ eden Müslüman! Sen her şartta bilgiyi, bildiğini paylaşan,  yaşayan yaşattıran Mü’min.

“Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah mü’minlere büyük bir lütufda bulunmuştur”. Âl-i İmrân Sûresi 164.

Bu Lutuftaki en önemli mevzumuz Hz. Peygambberimizin (s.a.v) geldiği topluma Okuma yazma öğrenme veöğretmesiyle Tebliğ başlamıştır. Mekke döneminde Efendimize gelen Vahiylerin Ayetlerin yazılmasına ve ezberlenmesine en üst derecede önem verilmiştir. Yazılanların çoğaltılmasını teşvik etmiştir. Hicreten hemen sonra “Mescid-i Nebevi”yi İnşaa ettirmiş, burada Kuran ve yazı öğrenmeye yönlendirilmiş, İslamın temel esasları öğretilmiştir. Hz. Peygambberimiz (s.av)  bizzat burada eğitim vermiştir, ve Eğitimcilerin yetişmesine  önem vermiştir. Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’ye ilim öğrenmek için gelenleri, Allah yolunda mücâhede edenlerle bir tutmuştur.Peygamberimiz eğitim-öğretim faaliyetlerini sabit mekanların dışında da sürdürmüştür. Gerektiğinde bu tür faaliyet için yer ve zaman tanımamıştır. Buna örnek olmak üzere onun başından geçen bir olayı burada anlatmak istiyoruz. Bir yolculuk esnasında Hz. Peygamber, deve üzerinde karşıdan gelen bir adamın kendisiyle görüşmek istediğini tahmin eder. Selamlaşmadan sonra nereden gelip nereye gittiğini sorar. Adam Resûlüllah’la görüşmek istediğini söyler. Hz. Peygamber kendisini tanıtır. Bunun üzerine adam ona “İman nedir? Bana öğret” der. Peygamberimiz de “Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın elçisi olduğuna şehadet edersin, namazı kılarsın, zekatı verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’ı haccedersin” der. Adam da bunları kabul ettiğini söyler. Bu arada beklenmedik bir gelişme olur. Adamın devesinin ayağı bir fare tuzağına girer ve yıkılır. Adam da düşerek ölür. Peygamberimiz onun yıkanıp kefenlenmesi ve defniyle ilgilenir.Hz. Peygamber bilginin yaygınlaşmasını teşvik etmiş; insanlardan bildiklerini başkalarına aktarmalarını istemiştir. Hz. Peygamber eğitim ve öğretimi, kendi döneminin fizikî şartları, ihtiyaçları ve metotları çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Öğretim mekanları, konular, metotlar, günümüzde bile on-yirmi yıl ve hatta daha kısa süre zarfında değişebilmektedir. Bu durumda Hz. Peygamber’in eğitim-öğretim konusunda her zaman geçerliliğini koruyabilecek evrensel nitelikteki uygulamaları bizim için önemlidir.

Ey Mü’min

Öğretim / öğrenim mekanı Sanal dünya İnterneti Gül bahçesine çevirmek senin elinde. Mademki Cahilliye döneminde çölde Güller yetiştiyse Rabbimizin Lutufuyla, Sanaldaki çirkinliklerin de içinde senin Tebliğin, emeğinle Gül kokuları, Fidanları yetişebilir!

Eki 23



Esselam

Bismillah,

her hayrın başıdır, Edebin, ahlakın, İmanın , sadakatin, varlığın başlangıcıdır.

 

Mü’minlerin ölçütü bakımından ele aldığımızda binanın Temeli olarak olarak bakmak durumundayız.İnsanın yaradılışıyla birlikte Ahlakta  varlığını göstermiştir.  Cenab-ı Hakkın yeryüzünde Ahlakını övdüğü Fahri Kainat Efendimizin (s.a.v) Ahlak-i yönünü Örnek almamız ve O’nun ahlakıyla hemhal olmamız gerekmektedir. Gerçi her türlü kusurlardan arındırılmış Peygamberimizin birebir Ahlakını yaşayacak kişi olmaz, ancak Örnek almak ve bu yol üzere istikameti belirlemek yaşamak ve yaşattırmak mecburiyetindeyiz. Peygamberimizin (s.a.v)hayat tarzını, yaşamını, yaşayışını, örnek almamız Sünnetini benimsememiz kaçınılmazdır!. O’nun İman, Ahlak , gönül dünyasını keşif ettiğimizde Ahlaki yönünü yaşamımıza Rehber , Kendisinide Önder edindiğimizde Temel oluşmuştur. Kulluk şuurunu, benimsemiş ve Efendimizi (s.a.v.) Sünnetini ve Kur’an merkezli bir yaşamın Ahlaki yönünü tamamlamak hiçte zor olmaz.

 

Örnek Model olmazsa olmazımız Efendimiz SallallahuAlehyivesellem

Hz. Peygamber ‘in örnek ahlâkını, ferdî ve sosyal hayatımızın temeline koymalıyız.” O’nun şefkatini, merhametini, affediciliğini, müsamahasını, kolaylaştırıcılığını, yardımseverliğini, alçak gönüllülüğünü, dürüstlüğünü, sözüne sadakatini, hilmini, cesaretini, iktisadını, dünyanın geçici menfaatlerine değer vermeyişini, zühdünü, şükrünü, sabrını, azmini, sebatını, tevekkülünü, teslimiyetini, cana yakınlığını, tatlı dilliliğini, inceliğini, zarafetini, vakarını, izzetini, teennisini, yiğitliğini, emanete riayetini,” elhasıl burada sayamayacağımız bütün güzel hasletlerini içimize sindirip, karakter haline getirmeyi hayat gayesi edinmeliyiz. Çünkü O Yüce Peygamber (s.a.v) Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8. buyurarak ebedî risaletin gayesinin ahlâkî kemâle ulaşmış insan-ı kâmil yetiştirme  olduğunu vurgulamaktadır.

 

Beşeri sistemlerin uygulamaya çalıştıkları yaşamın içtimai şartlarına uyumla birlikte ahlaki değişmelerin sürekli yozlaşmasının altında Merkezin ve temelin iyi kavranmaması, oluşmaması  sonucunda ahlaki erozyon kaçınılmazdır.

İnsan :  Eşref-i Mahluk yaratılmışların en şereflisi nasıl bu mevkiyi kazanmıştır, yada nasıl verilmiştir?


İman ,Ahlak ve Edep timsali Akıllı varlık olduğundan Emanetlerin   yeryüzünde Halife olanıdır. Güzel Ahlakla kuşanmış insan;

Karekteri, iyi ve kötünün tespiti, İyiyi kazanmak, kötüden kaçınmak, (münker -  bağy) Ahlaki faziletleri kavrayan İnsan fıtratı gereği güzeldir ve güzele meyil eder…Takva ve Salih olmak gibi seviyeye ulaşmasının erdemliliğini yaşar. Bunun tam tersi manevi çöküntü olan Ahlaksızlık,münker, bağy, fısk, fucur zulum gibi bataklarında içine düşebilir, özetle Güzel ahlakın kabul etmediğini, Kötü ahlak kucağını açıp bekler. Ahlak Zinciri bir bütünlük içindedir, parçalardan birinin eksilmesi halinde kopukluk oluşturur, Sözünde durmayan birinin, Saygısını da yitirmesi kaçınılmazdır. Değerlerin , Birey , Aile, Toplum içinde kabullenişi ve devamlılığı esastır. Bu üçlüde olmazsa olmazlardandır. İnançlarını kuşanan bireyin, Toplumdaki yaşamıda aynı eksende oluşur.

Toplumsal kuralların , Ahlakın oluşmasında yan etkileri vardır, yaşanılan toplumdaki değerlere bağlılık, uyum ve saygı ekseni içinde yaşamı idame ettirmek zorunluluğunu unutmayan bireyin mutluluğu, varlığı hissedilir.

 

Etki altında bırakılan Bireyin Ahlaki değerlerinin yozlaşması , kirlenmesi maalesef olumsuz yönde bir etkendir. Bunların içerisinde Basın, Medya, İletişim araçları günümüz İnsanına yön vermektedir. Tıpkı Keskin Bıçak gibi! Evimizde İhtiyaç amaçlı kullandığımız Bıçağın, art niyetli kişilerin elinde Cinayet aracı olması gibidir, İnternet ve Medya. Özellikle Maddi amaçlar için  kullanılan İletişimin ve İnternetin gelişme yaşındaki Gençlerimizi olumlu veya olumsuz yönde etkilediği gerçeğini unutmamak gerekiyor. Burada Ebeveynler, ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Ahlaki değerlerini , İnançlarını , vermekle sorumlu olanların, bu tehlikeyi de göstermesi gerekiyor. Her haberin, görselin, bilginin gerçeği yansıtmayacağını, araştırmak, sorgulamak gerektiğini bilmesini sağlamamız, öğretmemizle bu Tehlikeli yollardan bilinçli bir şekilde yararlanırken, zarar görmemesini sağlamalıyız.

Ailenin ve toplum Önderlerinin tutum ve davranışları İdol olarak  Ahlaki çözülmeden sıyrılmamız için olmazsa olmazlar olduğunu düşünüyorum, İnançlarını yaşayan kitlenin bu istikamette çocuklarının ihtiyaçlarını karşılaması için Eğitimi ciddi manada vermek için ehil olanların ışığı altında, yada Eğitim araçları olan Kitap, iletişim,Dergi, Medya gibi seçicilik yapılarak  yönlendirmesi için en hassas derecede özenle verilmelidir. Aile içinde Temel olan Ahlaki ve Dini bilgilerini kazanan bireyin, Toplum içindeki davranışlarının olumlu yansıması sonucu , Okul veya Eğitim yuvasında aynı minvalde devam eden Manevi bilgilerinin Gençlik dönemindeki Meyveleri yaşadığı Toplumda Bar verme sürecini meydana getirir.

 

Dinini öğrenen yaşayan, Ahlaki açıdan bilinçlenmiştir. Ancak çevre faktörü ve iletişim , Medyanın etkilemesi yönünde kontrol sistemini kurmak durumundayız.

Özellikle günümüzde gelişme çağındaki çocuklarımızın dış etkenlerden tesir altında kaldıkları, Örnek aldıkları , Şarkıcı, Sporcu, veya Toplumun gözü önündeki Medyatik  şahısların olumsuz ,yanlarıda doğal bir değer olarak tanınmakta hatta ileri derecede taklit edildiği görülmüştür. Böylesine çelişkili bir Toplumda özellikle gelişme çağındaki  çocuklarımızın büyük yanılgılarda yetişmesi Ailesi ve çevresindeki olumsuz  örnek şahsiyetlerin açmazından kurtarmamız için gerekli Virüs tarayıcısını Beyinlerimize ve yüreklerimize yüklememiz şarttır.

 

Bunlar;


Helal ve Haram Emir ve yasakları, İbadetlerini, Çevresini, yaşadığı şehri ve Ülkesini seven birinin evvela;

Allahı (c.c) sevmek, Efendimiz Sallalllahualeyhivesellemi Örnek ve Önder edinmiş, bu yol üzere yaşamını çizmiş, İnançlarını yaşarken, günümüzün ihtiyaçlarını alabilen, bir nesilin devamlılığı Ümmet bilincindeki bir toplumun olmazsa olmazlarındandır. Ahlaki yaşayışın  olmazsa olmazı bunlardır. Bu bilinçte yaşayan birinin toplum kurallarına bağlı saygılı olmasından daha doğal ne olabilir..

 

Cenab-ı Hak bizlere Efendimizin (Sallallahu Aleyhivesellem)’in Ahlakıyla Ahlaklanmayı nasib etsin. İstikamet üzere kılsın (amin)

 

Kısaca;

Güzel Ahlak ve İman Rabbimizin nasiblendrimesiyle oluşur. Cenab-ı Hak Dünyalığı dilediğine dilediği yerde veriyor, Ancak Güzel Ahlak ve İmanı sadece dostum dediklerine verir.

İman varsa güzel Ahlak vardır

Güzel Ahlak varsa İman vardır.

 

Azad

Eki 12

“Susan Şeytandır”

Sus deseler?

Şeytanlaşmış mı olursunuz?

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” düsturunu bilerek zulme boyun eğmemek, göz yummamak ve korkup kaçmamak…

Ebu’d- Derda ise, daha sevimli görür susmayı, içe gömülmeyi. Derinlemesine düşünceyi.
“Konuşman zikir, susman fikir, bakışın ibret olsun!” der.

Şeyh Sadi :
“İki şey akla uymaz, bir söylenecek yerde susmak, öbürü de susulacak yerde söylemektir.”

Zulum ve Zalim Karşısında; Susmak Ölmektir, kabullenmektir, acı çekmektir, boyun bükmektir, Sineye çekmektir, gurursuzluktur , kaçmaktır, gitmektir, Onursuzca bir duruştur, Teslim olmaktır, kısaca Bitmektir…

Susulur

Arifler meclisinde, Susmak gerek bazen Edeplinin yanında, Bilgenin karşısında, Söz söyleyenlerin, Kelamın karşısında, Sözlerin en güzeli Kur’an ve Hadisler karşısında hürmetle , Saygıyla Susulur… Sus/Mak gereklidir , susadığımız anlarda “İgra” denildiğinde…

Eki 11

Kürt varlığı Tarihler boyunca çeşitli Kaynaklarda söz edilmiş, Kültürü, Dili, yaşam tarzıyla binlerce yıldır süre gelen Realitedir. Persler, Araplar, Sasaniler, sümerler, Bizanslılar, İran, Irak, Azarbeycan, Ermenistan, Selçuklular, Osmanlı ve yakın Tarihimizde Ortadoğu Bölgemizin bir parçası ve gerçekleridir…Burada Tarihini bırakalım Tarihçilerimiz anlatsın… günümüzde meydana gelen yaşanmışlardan ve geçmişten Dersler çıkarıp Zülf-i yare dokunmak isterim..1925 Şeyh Sait olayları ve bunun az gerisinde Türkiye cumhuriyetinin kuruluş aşamasında gelişen ve uzun yıllar saklı kalan bazen bastırılan mevzuların MİHENK noktası olduğu kanaatindeyim…Geçmişte Tüm kurulmuş Rejimlerin kendilerini korumak ve İdame ettirmek adına Bedeller ödemeyi ve göze aldıkları aşikardır. Cumhuriyet Rejiminin oluşması aşamasında çok Canlar, İdamlar, Sürgünler meydana gelmiştir. Sert tedbirler alınmış oluşturulmuştur. Buna yanlışmı doğrumu tartışmasının içine girersek çıkışı başka bir noktada olacaktır.

Cumhuriyetin İlk yıllarından itibaren adına İsyan dediğimiz bazı olayların çıkmasından ötürü Mevcut Devlet Doğu Bölgemizde Rejimi ve  kendisini korumak modunda tuttuğundan Doğu ve Güney doğu Bölgemizde yaşayan Kürt Halkı Uzun yıllar sürecek Psikolojik Baskı altından çıkamamıştır..Bölgede yaşayan Kürt Halkının beklentilerine, Kültürüne, Diline, Baskı ve dayatmaların uzun yıllar devam etmesi ve Kürt gerçeğinin REDDİ, Sosyal yaşam alanlarının Devletin Milli Hasıladan kendisine verilmemiş paylarının, yaşam Normlarının Batı Bölgelerinden geride kalması , Kürt Halkı için İtilmiş, Reddedilmiş, Üvey evlat muamelesinden öteye gidememiştir. Tüm bunlara rağmen, Seçme ve seçilme, İş hayatı eğitim ve öğretim Haklarından , Sağlık, Seyahat etmek, kısaca TürkiyeCumhuriyeti Anayasasında var olan tüm haklardan Eşitlik  düzeyinde  İlkelerinden yararlanılmıştır. Sorunların Ana Kaynağında yatan Derin Devletin ve siyasi Hükümetlerin Bölge yi İhmal etmeleri ve yönetimin Basiretsizliği, aymazlığıdır. 1923 - 1996 yılları arasında Kimlik olarak tanınmamış Kürt Halkının Kimlik veya Kimliksiz bırakılmasını İyi kullananlarda olmuştur. Osmanlı döneminden bu yana Ortadoğuda Emperyalist Güç olan İngilizlerin Doğu ve güneydoğudaki , İran, Irak, suriye, Ermenistan şeytan Üçgeninin oluşmasında katkıları Sinsi planlarının Yüzyıl sürecek Projelerinin parçasıdır.

Olaylara Kürt Halkının Ortadoğudaki yerleşkesine bakarsak İpuçlarına daha Net yaklaşırız

Türkiye

İran

Suriye

Irak

Ermenistan

Afganistan

Lübnan, Sovyet rusya, Paris, Fransa, almanya, Hollanda, danimarka, İngiltere, ermenistan, Belçika ve buralarda oluşturulan Diaspora saesinde Medya aracılığıyla gündeme getirilen Negatif durumların sürekli sunumu vasıtasıyla çeşitli örgütlenmelerin sonucu Özellikle Silahlı örgütlenmenin Türkiye’de  PKK adıyla 1978 te kurulumu ardından  Savaş naralarının atıldığı 1984 Eruh olaylarının meydana getirilmesiyle uzun yıllar sürecek Kan ve gözyaşlarının  basamakları meydana getirilmiştir. Yaşanmışları burada sıralamaya gerek görmüyorum, Ortadoğuda birbirine Tarih ve manevi anlamda bağlı yaşayan Kavimlerin, Halkların, Milletlerin kaderlerini belirleyecek unsurlara baktığımızda;

ABD, İngiltere, Fransa , ve bunlarla İlşiki içerinde Maddi yönden beklentileri olanların bu çukurun içerisinde hizmetkarlıklarını yapmış olmaları sonucunda, 1991 de temelleri atılan Kuzey Irak Projesinin  daha sonraki adı IKB ve KYB olan Barzani ve Talabani bileşkesinin oluşturulmasında emekleri olanlar , Kuzey Kurdistan Federasyonunu Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyn Kellesi için Altın tabakta İkram edilmesi sonucu meydana gelmiştir. Yüzyıl sonra Türkiye cmhuriyetinin güney komşusu olan Irak Devleti yerine başka bir Komşu devlet tayin edilmiştir. Kuzey Irakta Yüzyıldan bu yana Katledlen Kürt Halkı ABD ile olan dirsek teması sonucu verdiği ödünler sonucunda Devlet olmak hayaline kavuşmuştur. Irakta Kürtler hiç sayılırken hemen yanıbaşındaki Türkiyede yaşayan Kürt kardeşlerine gıbta ile bakmışlardır. Halepçe kayıtlara geçen Kürt katliamlarının sonuncusudur Irak’ta, buna rağmen aynı tarihlerde Kürtler Türkiyede huzur ve Refah düzeyindedirler!

Selçuklulardan buyana bölgede birlikte yaşayan Türk ve Kürtlerin özelliklede Aynı Kıbleye yönelmeleri bu birlikteliğe zemin olmuştur, Osmanlı İmparatorluğu zamanında sorunsuz yaşayan bölge ufak tefek bazı sorunları yine kendi bünyesinde çözümlemiştir. Din faktörünün Halklar arasındaki önemi özellikle İslamitin kabuluyle Türkler ve Kürtler arasındaki köprülerin sağlamlaştılmasında ehemmiyetini korumuştur. Cumhuriyetin İlanından hemen sonra Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından en büyük zararı Doğu ve güneydoğu bölgemiz yaşamıştır. Çünki Bölge halkı eğitimini okur yazarlığını buradaki Medreselerde tamamlıyordu. Kapanmanın hemen ardında  Sadece Vilayetler nezdinde İlkokulların açılması kırsaldaki İlçeler ve Köylerin 1960 lı yıllara kadar okulsuz eğitimsiz kalmaları sonucu  Bölgede yaşayan İnsanımızın Hakları yöneticilerimizn üzerinde kalmıştır. günümüzde bile okur yazar oranının Birinciliğini bu bölgede görmemiz düşündürücüdür! Devletin fırsat eşitliğinde sınıfta kaldığı gerçeği Vahim bir durumdur, Cahil bırakılan özelliklede Kırsalda kalan Genc İnsanımızın Terör örgütlerinin kucağına düşmesi sonucu , Eli Kalem tutması gerekenlerin uzun yıllarca Silah tutmaları sonucunda , Kan akıtılmıştır.

Kürt açılımı;

son zamanlarda ortaya atılmış bir yol haritası gibi görünsede, Açılımdan ziyade tartışma ortamını gündeme sokmuştur, İyimi oldu dersek, konuşmaktan, fikir üretmekten kimseye zarar gelmez, keşke  uzun yıllar önce Açılım  konuşmaları başlasaydı belkide bugün başka mevzulardan söz ederdik!

Ancak;

İnsani yaşam açısından Türkiye’de Açılımın adının sadece Kürt Halkı üzerinden yapılması abestir, Adına Cumhuriyet denilen Demokrasi yapılanması içinde  bu Ülkedeyaşayan tüm İnsanları eşit Adaletle fırsatlardan aynı derecede yararlanması adına Açılım yapılmasından söz edilmek isteniyorsa Modası geçmiş , yıllardır bu Millete giydirilmeye çalışılan darbeci, dayatmacı, yarı Faşist, Cuntacı Deli Köyneği olan Yasalardan kurtulmamız gerekmektedir…İşte o Zaman Açılım konuşulabilinir, şu anda ortaya atılan düşüncelerin tamamı Laf olarak kalır, hatta bu sayfada yazdıklarımda süslü birer yazı olarak durar…

Eski devirlerden kalan mahalle yollarından Otoban olmaz, Ya sokakta köklü yapılanma olacaktır, yada Modern Araçlardan vaz geçersiniz.

Çözüm adına çıkan Fikirlerin yapıcı olanlarını dikkate almak gerekir,   bütünleştirici çözüm önerilerini Uzmanlar tarafından Akademisyenler,Hukukçular, Tarihçiler ve Bölgede  yaşayan Toplum Önderlerinin, kısaca bu Ülkede yaşayan her kesimden İnsanların görüşlerine baş vurulmalıdır, Eğer bu ülke İnsanları  kendi sorunlarına çözüm bulamazlar ise işte o zaman durum Vahimdir!

Nedir Vahim Olan?

Çözüm bulunmaz ise uzun yıllardan bu yana birlikte yaşayan Halkların, birlikteliğinin tehlikeye varması kaçınılmazdır,  Tıpkı 80′li yıllarda önemsemediğimiz bir grup eşkiyanın dağlarda yapılanmasını tamamlayarak  Kan almaya başlaması noktasından çok daha  Şiddetlisi gelecektir. Geçmişte Dil ve geri kalmışlık kartını öne sürenler yarınlarda Fedaralizm kartını devreye koyacaklardır, Olmaz demeyin!  İslamiyetin bu coğrafyada Tebliğinden bu yana Hz. Ömer zamanından beridir Ortadoğu  Bölgesi İlim İrfan merkezi olmuştur, , devirlerinin en önemli Şahsiyetleri bu Topraklarda yetişmiştir ve buralardan Anadoluya, Batıya İlim gitmeye başlamıştır,Eğitim adına Bölgede yapılacak her adım kardeşliklerin dahada pekişmesi demektir. Eğitim derken, Manevi Eğitimin Ana faktör olacağı unutulmamalıdır, bunların en başına kendisiyle , yaşadığı Ülkeyle barışık, bir Kürt gencinin Öne süreceği eksiklik kalmadığında, Bölgedeki kırsalda hiç bir İnsanın Şer odaklarını barındırmayacağı gerçektir. Kozlar bir bir yıkılmalıdır. Varsın, Kendi diliyle Eğitim alsın, konuşsun, Medyası, Kültürü, Tarihini bilsin yaşasın, bakalım neler konuşulabilir bu bölgede? Türkiye cumhuriyetinde  Yasalara bağlı Eşit hakları olan her İnsan Vatandaş olarak yaşamını İdame ettirmelidir, Tabiki yasalara bağlı, Ülke insanına saygılı birer Yurttaş olarak  Ülkesinin değerlerine sahib çıkmalıdır. Türk ve Kürt Halkı bu Ülkenin gerçek sahibleridir, kendilerini İfade ederken bir Vatandaş olarak Mutlu ve sağlıklı hissetmelidirler, Varsın her Milletten, kavimden aşiretten İnsanlar bu coğrafyada yaşasınlar, kısacası kendisini nasıl tanımlıyorsa tanımlasın, kime ne zararı olabilir?

Büyük Tehlike Kapıda!

Adı ne olursa olsun Açılım, Demokrasi, ne olacaksa hemen çözülmelidir, Öne sürülen Kürt Hakları veya Doğu Güneydoğu meselesi  zaman geçtikçe türkiye’nin kontrolunden çıkmaktadır, 80 yıldır Askeri kararların sadece akmakta olan suyun karşısına set çekmekten öteye gitmemiştir, daha doğrusu ötelemekten geriye gitmemiştir, Siyasi İradenin Elini Taşın altına koyarak Bölge insanını kucaklayarak , Bölge Halkının desteğini alarak , dışarıdan beslenen yıkıcı zararlı örgütlerin biran önce Doktirinlerini devre dışı koymaları gerekiyor, geçmiş  tüm Hükümetlerin Basiretsizliğini gördük, hep sırt sıvamakla, geçiştirme yöntemiyle , Oy Kaybı veya Oy kazanımı yönünde taktikler  uygulamalarından günümüze Enkaz getirdikleri aşikardır… Hükümetlerin Kürt meselsini sürekli Silahlı Kuvvetlere İhale etmelerinin , Ateşe karşı Ateş çözümünden ileriye gitmemiş, bu sayede her İki tarafın içinden  beslenenler ortaya çıkmış, IRKÇI söylemler, Partiler, dernekler, Lobiler beslenmeye başlamıştır, İşin Siyasi Ticaret Rant çarkları meydana gelmiştir, Ülke İnsanı her Kan aktığında bu malum Ticaret Kan emicileri kazanım yönünde  her geçen gün güçlenmiştir! KÜRTÇÜLÜKVE TÜRKÇÜLÜK üzerinden Türkiye’de yeni oluşumlar , Kamplaşmalar , Siyaset Arenasında yerini almıştır. Köylerde Korucu Endüstrisi oluşmuş, Köylüyü köylüye kırdırma ve Ezdirme Sistemi başka bir Yara olarak kangrenleşmiştir. Bölgeye gönderilen Devletin Kurum  ve kuruluşlarındaki Memurların tamamına yakını Ehil olmayan kişilerden oluşması [Asker, Öğretmen, Polis, Sağlık] Devletin Temsilcisi gibi algılandıklarından her hatalı tutumları Devlete Mal edilmiştir! Kısacası Devletin Asli hizmetleri uzun yıllarca kendisni hissettirememiş sadece Sert tutumu algılanmıştır. Bölgede Devlet demek Asker, Jandarma, Polis, olarak algılanmıştır, Kırsalda UzmanBaşçavuş Devleti temsil etmiş, Şehirde Acemi Kaymakam Devletin Vekili, Aşiret oylarını değerlendiren kişide Ya Milletin Vekili yada Belediye Başkanı olmuştur yıllarca…Son zamanlarda da Bölge genelinde meydana gelen her olumsuz olayların Pimini çeken ve olayları gündeme taşıyan Acitasyon ve duygu sömürüsünü değerldirende Siyasi Parti olarak yerini almıştır…Ortadoğuda Şeytani düşüncenin örgütlenmiş Silahlı temsilciside, Uyuşturucu, Silah kaçaklığı, Irak, İran, Türkiye, Ermenistan arasında Temsilciliğini yapmaktadır.

Bunlar Nasıl aşılır?

Devam edecek…

Eki 6

Nurs köyünde sofi Mirza’nın kapısı gürültülü biçimde çalınır,kapı önünde bekleyen ağanın habercisidir…Sofi Mirza heyacanla kapıyı açar…

- Hayırdır begim? der
- Hayırmı şermi bilmem ben elçiyim. Ağam tez gelsin dedi.. hazırlan!.
Sofi Mirza hanımına ağanın çağırdığını söyleyerek evden çıkarlar
yolda kendi kendine konuşur…
- Yahu ağanın benim gibi biriyle ne işi olabilir acaba? hemde acilmiş..
Ağanın evi karşı yamaçta zirvede ihtişamlı bir bina…emrinde yüzlerce çalışanı…binlerce seveni koskoca bölgede namı olan kavgaları durduran, barışmalarda, düğünlerde, kız istemelerde
bölgeye gelen ve giden resmi ziyaretlerde onun dediği olmuştur.
siyasette o kim demişse o aday seçilmiştir…

Bu düşüncelerele ağanın köşküne varmışlar, elçi önden içeri girmiş
bir süre bekledikten sonra Sofi Mirza içeri çağırılmış..yıllardır ilk defa Ağanın evinin içerisini görecekti…
Ağa baş köşede yanında bir kaç Molla ile oturmaktadır..

Sofi Mirza :
- EsSelamunaleyküm cemaat der…
Ağa -Aleykummeselam Mirza ..hoşgeldin gel yanıma otur bakalım hele der.Konuyu uzatmadan sana bir soru soracam amma doğruyu söyleyeceksin haa!! bak mollalarda burda şahidimiz olacak…

Sofi Mirza artık çok heyecanlanmıştır kalbinin çarpıntısını kulaklarıyla duymaktadır..çünkü karşısındaki Ağa ne dediyse
o olacaktır..
- Buyurun Ağam bilirsem doğruyu söylerim…ben yalan konuşmam.
Ağa : 

- bilirim Mirza sen doğru konuşursun..Sorum şudur:
Senin şu çocuklar nasıl bu kadar başarılı oldular..özelliklede
Said…her gittiği yerde birincilikle bitiriyor medreseleri nerdeyse fetva verecek düzeye ulaştı keramet ehli oldu şeyhlik makamına
ulaştı…Halbuki benim çocuklarıma özel mollalar ders verdi ama
nafile hiç bir başarıları yok..
Sofi Mirza sen bu çocuklara evde neler öğrettin bana söyle..yoksa seni burdan dışarıya bırakmam!!
- bakın ağam söylerim söylemesinede sakın alınmayın ama..Benim
çocukların annesi abdestsiz süt vermedi, bir vakit namazı kaçırmadı
bende bu çocukların rızıklarını bahçemden ve iki inek bir kaç davarım var…bu hayvanların kursaklarınada haram yem vermedim
en önemliside benimde eşiminde üzerimizde Allaha (c.c.) hamd olsunki
KUL HAKKI bulunmamaktadır…

Bu esnada odada bulunan biri araya girerek
- Doğru söyler Ağam ben şahidim..Hatta her gün ineklerini otarmaya çıkarken başka arazilerin otunu yemesinler diye hayvanlarının ağızlarını bezlerle bağlayıp öylece geçirir…kendi evine varıncaya kadar…kendi bahçesinde ki mahsullerden başka bir şey yemezler…

Ağa bu sözler üzerine dehşete kapılır.. yerinden kalkar,  Sofi mirza
şimdi anladımki Said Nursi nasıl alim oldu meğer herşey özel eğitimle olmazmış değilmi ?
Seni buraya kadar yorduğum için hakkını helal et Sofi Mirza..
Odada bulunan Mollalar içlerinden yaa Ağa bizde sana bunu anlatamıyorduk işte yıllardır..dercesine bakıyorlardı..
Ağa ileride BEDİÜZZAMAN olacak Said Nursi Hz.lerinin babasını
köşkün bahçe kapısına kadar uğurlayarak burada hediye vermek istesede Sofi Mirza kabul etmemiş nazikçe almamıştı..

Çünki o yaşamı boyunca kendi kazancından helal lokmadan başka bir şey yememiş ve çocuklarında yedirmemişti.

Cenab-ı Hakk bizlere helal lokma ile kazanç ve hayırlı nesiller
yetiştirmemezi nasib etsin amin.

Not: Bu yazı tarafımdan Nurs Köyündeki yaşayanların yorumu üzerine derleme yapılmıştır.

Azad

Eki 6

Yaprakların sararıp emr-i İlahiye boyun eğdiği, Hazan ve Hüzün ayının iç içe girdiği, bunalımların, Kaosların, buhranların, her gün yaşandığı 1980 yılının 10 Kasım gününde…

şehrin Ekabir takım ve zevatının Siyah Takım Elbiselerini bir gün önceden hazırlayıp jilet gibi ütülettirdikleri, Esas duruşta Cümleten tüm Memlekette aynı anda gözyaşları ve hıçkırıklarla durdukları, Sirenlerin, araçlarının, Vapurların ,zorla bağırdığı çağırdığı, Doktorların çaresiz kaldığı bir 9.05 dakikasının Stresini attıktan, atlattıktan sonra Vukuatsız bir “yas” gününü İdrak etmenin anlaşılamaz hüzün ve Mutsuzluğunu eda etmenin rahatlığıyla İşyerimize gelmiştim…


Burada biraz Mola vereyim, bir yıl Öncesine döneyim;
Üzerimizdeki zamanın sembolu Militanvari Askeriyeşil Parkalar, o zamanki düzene Rejime, sisteme sövüp saymalar, Kahrolsun İZM….ler sloganlarıyla, duvarlardaki yazıların dillerini ezberlemiştik…Her Gencin elinde yada cebinde, bağlı bulunduğu İnancın, yada İdeolojinin temsili olan Dergi yada Gazeteler(Olaylara Müdahale edildiğinde Zaptiyeler bunlara bakarak Not verirdi…)..Kamplaşmalar, bölünmeler, yakmalar, yıkmalar, kırmalar, İdeallerimiz, İnançlarımız, Okuduklarımız uğrunda Ölümüne düşünmeden ardında gitmemiz…Gün yok ki yanı başımızda Ölenler, yaralananlar olmasın, Yakalananlarda Cezaevi Medresesinde Diplomalı Mezun olarak
İleriki yıllarda Paye alarak çıkacaklardı…


Akşam Olunca Pencereden bizleri bekleyen acıyı çeken Asıl annelerimiz her akşam sağlam dönüşümüzü gördüklerinde ahiretten yeni gelmiş, veya yeniden doğmuş gibi sararak kucaklamaları, koklamaları Heyacan ve buruktur iç içe olurdu…

Canım Ülkem, her şeyiyle harap ve bitap düşmüştür..Kardeş savaşları ve yangınlar oluyor öbek öbek…Her kan akması Terör ve İZMlerin Rant çarklarını döndürmüştür…Bir yanda Bu Ülke Teslim olmamıştır diyenlerin, öte yanda Etiketlemenin , Zihinlere, beyinlere Kelepçe, Prangaların takıldığı İşkence hanelerin Temsilcilerinin ağızlarından akan Salyalarını bu Ülke Uzun Yıllar Vidanjörlerle Temizleyemedi…Hâla Pisliklerini Temizliyoruz Netekim!!


12 Eylül’ün gelişiyle bir başka Hüzünlü Trajı Komik bir Kurtuluş Darbesi yaşadık Cümleten. Postallar, Tankların gıcırtıları, ve Radyodan Kahramanlık türküsü Recep Birgitten gün boyu zoraki dinlemeler başkada alternatif yoktu zaten, Arada bir dönemi,n Gen. Kur. Başkanı Netekim paşa bir şeyler söylüyor Cebren!!
Asıl geliş gayesinin yıllar sonra ortaya çıkmaması ve tartışılır olması ne Kadar acıdır..Netekim yapılan Askeri Darbe Asıl Demokrasiye, Cumhuriyete yapılmış, Millet bu darbeye Alkış ve anlayamadığı , okuyamadığı bir Seçimle Darbecileri ve başını , getirdiği yasakçı Zihniyeti ve Demokrasi düşmanlığını, İnançlara kapatılan Devletin Anayasasını Onaylamıştır…


Yahu ben nereden nereye geçmişim..10 Kasımda Anma töreninden İşyerimize gelmiştim…Kahvehaneler, Tiyatro ve sinemalar, Eğlence Mekanlarının tamamı kapalıydı 1980 yılında..

Millet üzüntü içindeyken ben İşyerimde dalmışım çok Sevdiğim bir Müzik kasetini açmışım dinliyorum..bir kaç Müşteri içeri girip çıktı, bunlardan birinin bana bakışlarını hâla unutamıyorum…

İşyerimizin Önünde hızla gelen ve acı Fren sesindenİrkildiğim ve toparlandığım Askeri Jipin içinden inen Subayın net ve kararlı bir şekilde bana doğru gelmesi sanki Ecelle yüzleşmişim gibi oldu..(Çünki bu yıllarda Askeri bir Jip hangi Ev veya İşyerinin önünde dursaydı Muhakkak bir Haini Kodese götürürdü)

İçeri giren Subay:Kes çabuk şu Müziği serseri Herif !!
-Hemen efendim dedim . bir çırpıda korkudan kasetçaların fişini kopardım prizden.

Subay-Baban yokmu? Buranın sahibi

Nerdedir!

-Babam Namaza gitti efendim. Dedim.

Dediğimi gördüm beni Elense apar topar yanındaki silahlı erle dışarı çıkarıp kapıyı Kilitlettirdi..Anahtarları Komşuma Teslim ettim. Çarşıdaki Esnafların içinde yüzüm kızarıyordu…İçimden bir Pişmanlık hissediyordum, Neden Babamın namazda olduğunu söyledimki, Hay benim dilimi eşekarısının en büyüğü ısırsın…

Gencyaşta İlk sorgu deneyimin verdiği acemilikle iki saat süren Ecel terlerinden, ve araya giren Hatırı sayılır ve Düzen tarafından sevilen birinin Refaransıyla Kodesten çıkıverdim…Sorgulamanın mahiyetinden öğrenmiş Oldumki;Meğer biri yani işyerimize gelen bana ters ters bakan, hızlı Kemalistin biri benim Halk Müziği çalarak eğlendiğimi gambazlamış…Gambazlerkende Düzene kendini İspiyoncu ve İyi bir Kemalist olduğunu İspatlamış Oldu…

İşyerime geri döndüğümde Tüm Çarşı esnafına, sevenlerime, sevmeyenlerime, akrabalarıma Hafta boyunca Kodese neden alındığımın Hesabını verdim..Verdimde ne Oldu kocaman, dağlar kadar her anlattığımda Hakkımda yapılan yorumlar beni ezip duruyordu…

İşin en garip yanıda yıllar sonra benden Hesap soranların, 10 Kasımda Eğlencelerde bulunması, Kokteylerde Kadehleri çarpıştırması, Cuntacıların Rantlarından İstifade ederek bu Ülkeyi ve İnsanlarını ne hale soktuklarını görünce Kahroluyorum..Daha İleri giderek 1980 yılının Öncesindeki gibi Kahrolsun…… diyesim geliyor bazı anlarımda…O dönemin Cezaevleri, Sorgu odalarında binlerce İnsanın kan izleri, Prangalar, ve Filistin askılarında bırakılan Umutları, gururları, İzzeti Nefisleri, Akılları, Anıları, Vicdanlarda Silinmeyecektir… kısacası her içeri girenden Muhakkak bir şeyler Alınmıştır!!

Şimdilerde Merak eder dururum Yıllar öncesinde bir gencin Kaset dinlemesine takan Zihniyet Şimdilerde Milleti zarara uğratani Katleden, yakan, yıkan, Çırpanları Kendi İçerisinden nasıl Atacak? İyimi Oldu Kötümü Oldu, Ben anlamam Netekim! Onlarca yıl geçmiş Değişen sadece Tarihin Yaprakları…Kimi Tatlı Kimi Hüzün Kaldı Kasım Yapraklarının altında…

İmza desem beni Kodese alırlarmı bilmem ama

Azad

Eki 3

 

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 720×540.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 720×540.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 720×540.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 720×540.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 720×540.

 

Resimler için Saygıdeğer arkadaşım Oktay Subaşı’ya Teşekkür ediyorum

Eki 2

Mendil verdim eline
Kara kına yolladım
yârimin ellerine…


   


Bir dönemin hasret, ayrılık, sevgi, duruş, sembolu olan mendillerimiz vardı…İpekten, pamuktan, ismin baş harfleri, kenerları işlenmiş rengarenk iğnelisi, oyalısı, düzü, renklisi, mendillerimiz..Anadoluda uzunca yıllar mendil geleneği yaşanmış, kültür yaşantımızda yer edindikten sonra Kağıt mendillerin hijyenik savaşında yenik düşerek Ellerimizden, gönüllerimizden çöplüğe düşmüştür!

Mendillerimiz…
kimi zaman  bir çalışanın alın terini silerken…
iki sevgilinin arasındaki tek Sır ortağı olmuş,
bazen Tren veya otobüse el sallarken aracı olmuş, bazen Askerdeki, gurbetteki sevgiliye gönderilen eşyaların arasında gizlenerek dert ortağı, sabır aracı, gözyaşı olmuş…
Mendillerimiz uzun yıllar sonrasına tanık olacak şekilde gözlerin ve hafızaların arasında sessiz ve derinden Ahhlarımız olmasına vesile olmuştu..
Özenle katlanmış ceplerde, çantalarda, ellerde tutlan mendillerimiz,bazen Halay başı çekenin elinde bir kültürün orkestra şefi gibi ,bazen yas günlerinde siyah rengini her yere mesaj ve haber verir gibi ön planda Mesaj servisi gibi görevini tamamlardı..

Annelerin çocuklarını okula gönderirken özenle ütüleyip çantalarımıza yerleştirdiği, bazen ön cebimizde duran temizlik simgesi mendillerimiz, aynı zamanda annelerinde temizlik ve titizliğini yansıtırdı…

Bayramlarda içerisine sıkıştırlımış paraları mendille almanın verdiği heyecan asla unutulmadı…
Usulca cepten çıkarılan, sonrasında karşıdakinin görmemesi için sırt dönülerek yüzümüzdeki necisten kurtarırdık kendimizi. bu işlem yapılırken adeta kişinin karekteri yansırdı çevresindekilere..
Mendil kullanma adabı diye bir şey vardı..
Sonrasında gelişen teknolojiyle birlikte bazı örf ve adetlerim gibi Mendilde düştü!
Efendim pamuk bez gibi mendil hijyenik değilmiş, taşıması dert, kullanması ve yıkanması , ütülenmesi sorun zahmet diyerek bir kültürü Çöpe attık!

Çöpe giden sadece bez parçasımıydı acaba?

Şimdilerde kullandığımız mendillerimiz gerçekten hijyenik, mentollü, kolonyalı, ıslak, kuru vs. gibi kolaylıkları olmasına rağmen hiç bir şeyi temsil edemiyorlar
sadece
ve sadece Hak ettiği yere gidiyorlar
Çöpe!

Azad

« Önceki Sayfa